
NUTUK 56. BÖLÜM
HİLAFETİ KALDIRMANIN ZAMANI DA GELMİŞTİ
Saygıdeğer Efendiler, her meselede ve her uygulama safhasında kendisini söz konusu ettirmiş olan Halife’ye ve hilâfet’e bir defa daha dokunacağım.
1924 yılı başında, büyük ölçüde bir ordu savaş oyunu yapılması kararlaştırılmıştı. Bu savaş oyununu İzmir’de yapacaktık. Bunun için 1924 yılı ocak ayı başında İzmir’e gittim. Orada iki aya yakın kaldım.
Orada iken, halifeliğin kaldırılması zamanının geldiği yargısına varmıştım. Bu işin nasıl yapıldığını olduğu gibi özetlemeye çalışacağım.
Başbakan İsmet Paşa’dan 22 Ocak 1924 günlü bir şifre tel Tanin kullanmış, aldım. Onu, olduğu gibi bilginize sunayım:
Türkiye Cumhurbaşkanlığı Yüksek Katına;
Bir süreden beri halifelik makamı ve Halifenin kişiliği ile ilgili olarak gazetelerde, yanlış anlamalara yol açabilecek yayınlara rastlanması ve boş yere yapılan bu saygısızca yayınlarda ve özellikle, ara sıra İstanbul’a giden hükümet ileri gelenlerinin ve resmi kurulların kendisiyle görüşmekten sakınıp çekinmeleri dolayısıyla, Halifenin büyük bir üzüntü duyduğunu; bu yüzden başmabeyincilerini Ankara’ya göndererek, ya da güvenilir bir kişinin İstanbul’a, kendi yanına gönderilmesini rica ederek duygu ve dileklerini ulaştırmayı düşünmüş ise de, kötü yorumlanabilir diye bundan da vazgeçtiğini söylediklerini, Başyazman Bey bir yazı ile bildirmektedir. Ayrıca ödenek işi de uzun uzadıya anlatılarak Halifelik Hazinesinin gücünü aşan ve yükümlülüğü dışında kalan giderler için Maliye Hazinesince yardımda bulunulacağı yolunda Hükümetçe 15 Nisan 1923 gününde yapılan bildirimin incelenmesi ve gereğinin sağlanması istenmektedir. Durum Bakanlar Kurulunca görüşülecektir. Sonucu ayrıca bilginize sunarım efendim.
İsmet
Bu tele yanıt olarak makine başında yazdığım telyazısı şudur:
Makina Başında İzmir
Ankara’da Başbakan İsmet Paşa Hazretlerine;
Y: 22.1.1924 şifreye:
Halifelik makamı ve Halifenin kişiliği ile ilgili yanlış anlamalar ve kötü yorumlar ortamı, Halifenin kendi tutum ve davranışından doğmaktadır. Halife, iç ve özellikle dış yaşayışla ataları olan padişahların yolunu izler gibi görünmektedir. Cuma alayları, yabancı devlet temsilcileri yanına görevliler göndererek ilişki kurmak, gösterişli gezintiler, saray yaşayışı, sarayında yedek subaylara varıncaya dek kabul etmek ve onların yakınmalarını dinlemek ve onlarla birlikte ağlamak gibi davranışlar bu arada sayılabilir. Halife, Türkiye Cumhuriyeti ile Türkiye halkı karşısındaki durumunu düşündüğü zaman İngiltere Krallığı ile Hindistan Müslüman halkı, ya da Afgan Devleti ile Afgan halkı karşısındaki durumu bir ölçü olarak dikkate almalıdır. Halife ve bütün dünya kesin olarak bilmelidir ki bugün var olan ve korunmakta bulunan Halifenin ve halifelik makamının, gerçekte ne din ne de siyasa bakımından varlığının hiçbir anlamı ve gerekçesi yoktur. Türkiye Cumhuriyeti, varlığını ve bağımsızlığını boş laf yüzünden tehlikeye atamaz. Halifelik makamının bizce olsa olsa, tarihsel bir anı olmaktan daha çok bir önemi olamaz. Türkiye Cumhuriyeti ileri gelenlerinin, ya da resmi kurulların kendisi ile görüşmesini istemesi bile Cumhuriyetin bağımsızlığına açık saldırıdır. Başmabeyincisini Ankara’ya göndererek, ya da güvenilir bir kimseyi kendi yanına getirerek, Hükümete duygu ve dileklerini ulaştırmak istemesi de Cumhuriyet Hükümeti ile karşı karşıya durum alması demektir. Buna da yetkisi yoktur. Kendisiyle Cumhuriyet Hükümeti arasındaki yazışmalarda Başyazmanını aracı kılması da yersizdir. Başyazman Bey’in, böyle saygısızca davranıştan sakınması gerektiği, kendisine bildirilmelidir. Halifenin dirliği ve geçimi için, Türkiye Cumhurbaşkanının ödeneğinden kesinlikle daha aşağı bir ödeneğin yetmesi gerekir. Amaç yaldızlı ve gösterişli yaşamak değil insanca yaşamak ve geçim sağlamaktır. “Halifelik Hazinesi” demekle ne denilmek istendiğini anlayamadım. Halifeliğin hazinesi yoktur ve olamaz. Kendisine böyle bir hazine atalarından kalmış ise resmi ve açık olarak bilgi alınmasını ve bana bildirilmesini rica ederim. Halifenin aldığı ödenekle karşılanamayan yükümler neler imiş ve 15 Nisan 1923 günlü bildirimle Hükümet nelere söz vermiştir? Bunu bildirmek iyiliğinde bulununuz. Halifenin konutunu belirtip saptamak, Hükümetin şimdiye değin yapmış olması gereken bir ödev idi. İstanbul’da, ulusun boğazından kesilen paralarla yapılmış birçok saraylar ve bu sarayların içindeki birçok değerli eşya ve gereçler, hükümetin bu yolda bir saptama yapmaması yüzünden yok olup gidiyor. “Halifenin yakınları, sarayların en değerli gereçlerini Beyoğlu’nda, şurada burada satıyorlar.” diye söylentiler vardır. Hükümet bunlara hemen el koymalıdır. Satılmak gerekiyorsa, hükümet satmalıdır. Halifelik kadrosu iyice incelenip düzene sokulmalıdır ki, başmabeyincilerin ve başyazmanların varlığı Halifeyi daha da saltanat kuruntusu içinde uyutmasın. Fransızlar, kral soyundan olanları ve yakınlarını Fransa’ya sokmakta, bağımsızlıkları ve egemenlikleri için yüz yıl sonra, bugün bile sakınca görüp dururken; her gün çevrenden saltanat güneşi doğmasına duacı bir padişah soyuna ve yakınlarına karşı davranışımızda, Türkiye Cumhuriyetini nezakete ve boş şeylere kurban edemeyiz. Halife, kendinin ve makamının ne olduğunu açık olarak bilmeli ve bununla yetinmelidir. Hükümetçe sağlam ve köklü önlemler alınarak bildirilmesini rica ederim efendim.
Türkiye Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal
***
HİLAFET’İN, ŞER’İYE VE EVKAF VEKALETİ’NİN KALDIRILMASI VE ÖĞRETİMİN BİRLEŞTİRİLMESİ KARARI
Bu yazışmadan sonra savaş oyunu dolayısıyla İsmet Paşa ve Milli Savunma Bakanı bulunan Kâzım Paşa da İzmir’e gelmişlerdi. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa da daha önce orada bulunuyordu. Hepimiz halifeliğin kaldırılması gerektiği görüşünde idik. Bununla birlikte Dinişleri ve Evkaf Bakanlıklarını da kaldırmak ve öğretimi birleştirmek kararında idik. 1924 yılı Martının birinci günü, Meclisi açmam gerekiyordu.
23 Şubat 1924 günü Ankara’ya dönmüş idik. Burada da gereken kişilere kararımı bildirdim.
Mecliste bütçe görüşmeleri sürüyordu. Osmanoğulları ödenekleri ile Dinişleri ve Evkaf Bakanlığı bütçeleri üzerinde durmak gerekiyordu. Arkadaşlarımız, bu amaca göre konuşmalara ve eleştirilere başladılar. Görüşme ve tartışma sürdürüldü. 1 Mart günü, Büyük Millet Meclisinin beşinci çalışma yılı dolayısıyla verdiğim söylevde özellikle şu üç noktaya değindim:
1- Ulus, cumhuriyetin bugün ve gelecekte bütün saldırılardan kesin olarak ve sonsuzluğa değin korunmasını istemektedir. Ulusun isteği, “cumhuriyetin, hiç zaman geçirilmeden, denenmiş ve tanıtlanmış bütün ilkelere tümüyle dayandırılmasının sağlanması” diye belirtilebilir.
2- Kamuoyunun eğitim ve öğretimin birleştirilmesinden yana olduğu saptanmış bulunduğundan, bunun hiç zaman geçirilmeden uygulanmasını gerekli görüyoruz.
3- Müslümanlığı, yüzyıllardan beri, yapılageldiği üzere, bir siyasa aracı olarak kullanılmaktan kurtarmanın ve yüceltmenin çok gerekli olduğu gerçeğini de görüyoruz.
2 Mart günü Parti Grubu toplantıya çağrıldı. Belirttiğim bu üç sorun, ortaya atıldı ve görüşüldü. İlkeler üzerinde anlaşmaya varıldı. 3 Mart günü, Meclisin birinci oturumunda, Başkanlığa gelen yazılar arasında şu önergeler okundu:
1- Halifeliğin kaldırılması ve Osmanoğulları soyundan olanların Türkiye dışına çıkarılması ile ilgili Şeyh Saffet Efendi ile elli arkadaşının yasa önerisi.
2- Dinişleri ve Evkaf Bakanlığı ile Genelkurmay Bakanlığının kaldırılması ile ilgili Siirt Milletvekili Halil Hulki Efendi ve elli arkadaşının yasa önerisi.
3-Eğitim ve öğretimin birleştirilmesi ile ilgili Manisa Milletvekili Vâsıf Bey ve elli arkadaşının önerileri.
Başkanlık makamında bulunan Fethi Bey: “Efendim, birçok imzalarla gelen bu yasa önerilerinin hemen görüşülmesi ile ilgili öneriler vardır. Yüksek oyunuza sunacağım.”dedi ve komisyonlara gitmeden, hemen görüşülmesini oya koydu ve kabul edildiğini bildirdi.
İlk karşı çıkışı Kastamonu Milletvekili Halit Bey (Halit (Akmansü)) yaptı. Görüşmeler sırasında Halit Bey’e bir iki kişi daha katıldı. Önerileri destekleyen birçok değerli milletvekilleri kürsüye çıkıp uzun konuşmalar yaptılar. Önerge verenlerden başka, rahmetli Seyit Bey’in ve İsmet Paşa’nın bilimsel ve inandırıcı söylevleri her zaman için okunmaya değer. Görüşme ve tartışma beş saata yakın sürdü. Saat 6.45’te görüşmelerin sona ermesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi 429, 430 ve 431’inci yasaları çıkarmış bulunuyordu.
Bu yasalarla:
“Türkiye Cumhuriyetinde, halkın işleriyle ilgili yasaları yapmaya ve yürütmeye yalnız Türkiye Büyük Millet Meclisi ile onun kurduğu hükümetin yetkili olduğu saptandı” ve “Dinişleri ve Evkaf Bakanlığı kaldırıldı.”
Türkiye içindeki bütün bilim ve öğretim kurumları, bütün medreseler Milli Eğitim Bakanlığına bağlandı.
Halife, görevinden çıkarıldı (hal’… olundu.) ve halifelik katı kaldırıldı. Çıkarılan Halife ve Osmanoğulları soyundan olanların hepsine, Türkiye Cumhuriyeti ülkesinde oturma hakkı süresiz olarak yasak edildi.
HİLAFET MAKAMININ KORUNMASINDA DİNİ VE SİYASİ MENFAAT VE ZARURET BULUNDUĞUNU ZANNEDENLERE VERDİĞİM CEVAP
Baylar, halifelik makamını tutmakta dinsel ve siyasal yarar ve zorunluk bulunduğu sanısında olan birtakım kişiler, bilginize sunduğum kararların alındığı son dakikalarda halifelik görevini üzerime almamı önerdiler.
Bu gibilere hemen, gereken olumsuz yanıtı vermiştim.
Yeri gelmişken başka bir noktayı da bilginize sunayım. Büyük Millet Meclisi halifeliği kaldırdığı sırada, Antalya Milletvekili, din bilginlerinden Rasih Efendi, Kızılay adına Hindistan’da bulunan bir kurulun başkanlığını yapıyordu.
Rasih Efendi, Mısır’a uğrayarak Ankara’ya döndü. Benden görüşme isteyerek şunları anlattı: Gezdiği ülkelerdeki Müslüman halk benim halife olmamı istiyormuş. Müslümanların yetkili kurulları bana bu dileği bildirmek için Rasih Efendi’yi vekil etmişler. Rasih Efendi’ye verdiğim yanıtta, İslamların bana olan güven ve sevgilerine teşekkür ettikten sonra dedim ki: “Siz din bilginlerindensiniz. Halifenin devlet başkanı demek olduğunu bilirsiniz. Başlarında kralları, imparatorları bulunan uyrukların, bana ulaştırdığınız dilek ve önerilerini ben nasıl kabul edebilirim? Kabul ettim desem, o uyrukların başındaki kişiler bunu kabul eder mi? Halifenin buyrukları ve yasakları yerine getirilir. Beni halife yapmak isteyenler buyruklarımı yerine getirebilecekler midir? Bu duruma göre, yapacak işi ve anlamı olmayan kuruntudan (mevhum) bir niteliği takınmak gülünç olmaz mı?
MÜSLÜMANLARI BİR HALİFE HAYALİYLE HALA YANILTMAYA ÇALIŞMA GAYRETİNDE BULUNANLAR ÖZELLİKLE TÜRKİYE DÜŞMANLARIDIR
Baylar, açık ve kesin söylemeliyim ki, Müslüman halkı bir halife heyulası ile uğraştırma ve kandırma çabasında bulunanlar, yalnız ve ancak Müslümanların ve özellikle Türkiye’nin düşmanlarıdır. Böyle bir oyuna kapılmak da ancak ve ancak bilisizlik ve aymazlık belirtisi olabilir.
Rauf Beylerin, Vehip Paşaların Çerkez Etem ve Reşitlerin, bütün Yüzelliliklerin, kaldırılmış halife ve padişah soyundan olanların, bütün Türkiye düşmanlarının el ele verip bize karşı ateşli olarak çalışıp uğraşmaları, din çabası ile midir? Sınırlarımıza bitişik yerlerde yuvalanarak, hâlâ Türkiye’yi yok etmek için Kutsal Ayaklanma adı altında haydut çeteleriyle, cana kıyma düzenleriyle bize karşı durmadan çılgınca çalışanların amaçları gerçekten kutsal mıdır? Buna inanmak için gerçekten bilisiz ve aymaz olmak gerekir.
Müslümanları ve Türk ulusunu bu kerteye düşmüş saymak ve Müslümanlık dünyasının vicdan arılığından, yaratılış inceliğinden alçakça ve canavarca (caniyane) amaçlar için yararlanmayı sürdürmek, artık o denli kolay olmayacaktır. Saygısızlığın da bir ölçüsü vardır.
BAŞARISIZLIĞA UĞRATILAN BÜYÜK BİR KOMPLO
Şimdi sayın baylar, isterseniz size büyük bir komplo üzerine bilgi vereyim.
1924 yılı Ekiminin yirmi altıncı günü, geç vakit Birinci Ordu Müfettişinin, görevinden çekildiğini bana bildirdiler. Müfettiş Paşa’nın Genelkurmay Başkanlığına verdiği çekilme dilekçesi şudur:
Genelkurmay Başkanlığına;
Bir yıllık Ordu Müfettişliğim sırasında, gerek teftişlerim sonunda verdiğim raporların, gerekse ordumuzun yükselmesi ve güçlendirilmesi için sunduğum tasarıların dikkate alınmadığını görmekle üzüntüm ve kaygım çok büyüktür. Üzerime düşen görevi, milletvekili olarak daha çok vicdan rahatlığı ile yapacağıma tam inancım olduğu için, Ordu Müfettişliğinden çekildiğimi bilgilerinize sunarım efendim.
Milli Savunma Bakanlığına da yazılmıştır.
26 Ekim 1924
Kâzım Karabekir
Bu çekilme yazısının altında renkli kalemle şunlar yazılıdır: “Çekilmesini uygun bulmadığımı bildirdim. Düşüncesinde direndi. Yarın milletvekilliği görevine döneceğini bildirdi.” Bu satırların altında imza yoktur; ama Genelkurmay Başkanının yazdığı anlaşılıyor. Daha aşağıda da kırmızı mürekkeple yazılmış şu notlar vardır: “Gelen rapor ve tasarıların hepsini göreyim. Bunların hangi maddeleri üzerinde neler yapılmış ve hangi maddeleri yapılmamış; onları da dosyalarıyla göreyim.” Bu notların altındaki tarih 28 Ekimdir.
Baylar, Kâzım Karabekir Paşa’nın raporları ve tasarıları Genelkurmayda ilgili bölümlerce incelenmiş, bunların kabul edilip uygulanabilecek kısımları dikkate alınmış ve uygulanmış idi. Ancak, uygulanması devletin gücü dışında bulunan, ya da bir bilimsel değeri olmayıp kendi kuruntularına dayanan önerileri elbette dikkate alınmamıştı. Kâzım Karabekir Paşa’ya raporlar ve tasarılarından dolayı bir beğence (takdirname) verilmesi de gerekli görülmemişti.
30 Ekim günü de, İkinci Ordu Müfettişi A1i Fuat Paşa’nın Konya’dan geldiği bildirildi. Kendisini akşam yemeğine Çankaya’ya çağırdım. Geç vakte değin bekledimse de, Paşa gelmedi. Kendisini aratırken öğrendim ki, Fuat Paşa’yı Ankara’ya gelişinde Rauf Bey karşılamış. Fuat Paşa Milli Savunma Bakanlığına uğradıktan ve kimi arkadaşlarla kısa görüşmeler yaptıktan sonra, Genelkurmay Başkanlığına gitmiş; bir süre Fevzi Paşa ile görüşmüş, çıkarken de Fevzi Paşa’nın emir subayına şu kâğıdı bırakmış:
30.10.1924
Genelkurmay Başkanlığı Yüksek Katına;
Milletvekili görevime başlayacağımdan İkinci Ordu Müfettişliği görevinden bağışlanmamı saygı ile dilerim efendim.
Ankara Milletvekili Ali Fuat
Baylar, milletvekilliğinden çekildiğini Meclis Başkanlığına bildirmiş olan Refet Paşa’nın da çekilme yazısını Rauf Bey’in geri aldırdığını öğrenmiştim.
Dumlupınar’da yapılan törenden sonra Bursa ve Karadeniz kıyıları ile Erzurum dolaylarında bir buçuk ay süren bir gezi sonunda, Ekimin 18’inci günü Ankara’ya dönmüştüm. Birçok milletvekili arkadaşlar ve başkaları beni karşılamışlardı. Karşılayanlar arasında, Ankara’da bulunan Rauf ve Adnan beyleri görmemiştim. Oysa, dargınlık belirtisi sayılabilecek böyle davranışları beklemiyordum.
Baylar, bir komplo karşısında bulunduğumuzda hiç duraksamadım.
Bu durum ve görünüş şöyle incelenip irdelenebilirdi: Bir yıldan beri, yani Rauf Bey’in Bakanlar Kurulu Başkanlığından çekildiğinden beri, Rauf Bey’le Kâzım Karabekir Paşa, Ali Fuat Paşa, Refet Paşa ve başkaları arasında bir düzen düşünülmüştür. Bunda başarı sağlayabilmek için orduyu ele almak gerekli görülmüştür. Bu amaçla, Kâzım Karabekir Paşa Birinci Ordu Müfettişliğine atandıktan sonra eskiden komutanlık yaptığı bölge olan doğu illerinde dolaşırken, Ali Fuat Paşa da siyasayı sevmediğini ve yaşamını askerlik görevine adamak istediğini ileri sürdü ve aşaması yükseltilerek İkinci Ordu Müfettişliğine gitti.
Üçüncü Ordu Müfettişi olan Cevat Paşa’nın ve bu müfettişliğe bağlı kolordunun komutanı olan Cafer Tayyar Paşa’nın da bu düzende kendilerine katılabileceklerini umdular. Bir yıl, ordular üzerinde kendi görüşlerine göre çalıştılar ve orduları kendilerince kazandıklarını sandılar. Çekilmeden önceki kimi komutanları kendileriyle birlik olmaya çekmek için çalıştılar. Bu bir yıl içinde, cumhuriyetin ilanı, halifeliğin kaldırılması gibi işlerimiz, ortaklaşa düzen kuranları birbirine daha çok yaklaştırdı ve birlikte çalışmalarına yol açtı. Eyleme, siyasa yolundan geçeceklerdi. Bunun için uygun zaman ve fırsatı bekliyorlardı. Siyasa alanındaki ve ordudaki hazırlıklarını yeter görüyorlardı. Gerçekten Rauf Bey ve benzerleri parti içinde sürdürmeyi başardıkları durumlarıyla, Meclisin dinlenme dönemine rastlayan aylarda milletvekilleri üzerinde ve yeni seçimde başarı kazanamayan İkinci Grup üyeleri aracılığı ile bütün yurtta, ulusu bize karşı kışkırtmak için çalışmak fırsatını elde ettiler. Ülke içinde birtakım gizli örgütler kurmaya ve girişimler yapmaya da başladılar. İstanbul’da Vatan, Tanin, Tevhidi Efkâr, Son Telgraf ve Adana’da Abdülkadir Kemali Bey’in çıkardığı Toksöz gibi gazetelerle işbirliği yaptılar. Bu gazetelerle bize karşı imzasız saldırıya giriştiler. Kamuoyunda, ülkede genel bir kargaşa yarattılar. Hakkâri bölgesinde Nasturi ayaklanmasını bastırmaya çalıştığımız bir sırada, İngiltere de hükümetimize bir ültimatom verdi. Meclisi olağanüstü olarak toplantıya çağırdım
İngiltere’nin ültimatomuna bildiğiniz biçimde yanıt verdik. Savaş olasılığını göze aldık. İşte, söz konusu ettiğimiz kişiler, bu çetin günlerde, bir yabancı devletin bize saldırabileceği günlerde kendilerinin de bize saldırarak ereklerine kolaylıkla ulaşabilecekleri kuruntusuna kapıldılar. Savaşa hazır bir durumda bulundurmaya zorunlu oldukları ordularını başsız bırakıp, daha önce sevmediklerini söyledikleri siyasa alanına koştular.
Toplanmış olan Mecliste ortaya atılan bir sorun da, onların bu koşuşlarını çabuklaştıracak nitelikte idi. Gerçekten, milletvekili Hoca Esat Efendi, 20 Ekim 1924 günlü önergesiyle, göçmenlerin değiştirilme ve yerleştirilmesi; yatılı okullara parasız olarak alınan öğrenci sayısı ve nerelerde ilkokullar açıldığı konularında birtakım soruları, ilgili bakanlardan soruyordu. Bu soruların kapsadığı işler gerçekten ulusu ilgilendiren sorunlardı. Bu sorunlar, bakanları, eleştirmek için çok elverişli idi. Özellikle, göçmen değiştirme ve yerleştirme işlerinde herkesi düşündüren noktalar apaçık belliydi. Ben kendim de, yaptığım gezi sırasındaki gördüklerime dayanarak değiştirme ve yerleştirme işlerinin gidişinden yakınmış ve Ankara’ya dönüşümde bu işlerle ilgili bakanlığın kaldırılmasını ve hükümetin bütün araçlarıyla bu konuda ilgi ve çalışmasını sağlayacak bir yol tutulmasını hükümete önermiştim; bu önerimi de hükümet kabul etmiş idi. Bu konu bile, saldırıya geçeceklerin bu işte çok yandaş kazanabilecekleri görüşünü pekiştirmekte idi.
Baylar, komployu öğrendikten sonra, önlemini bulmakta güçlük çekilmedi. Bıraktığımız yerden başlayarak durumu evre evre anlatayım.
KOMPLOYA KARŞI ALDIĞIMIZ TEDBİRLER
Hoca Esat Efendi’nin soru önergesi 27 Ekimde, yani Karabekir Paşa’nın müfettişlikten çekilişinin ertesi günü gensoruya çevrilmişti. Fuat Paşa’nın çekilme yazısının tarihi olan 30 Ekim günü Mecliste gensoru görüşmeleri başlamıştı.
O günün akşamı, yemeğe beklediğim Fuat Paşa gelmedi. Ama, Başbakan İsmet Paşa ile Milli Savunma Bakanı Kâzım Paşa geldi.
Çok kısa bir görüşme sonunda komploya karşı tutulacak yol kararlaştırıldı.
Hemen, milletvekili de olan Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa Hazretleri’nden, milletvekilliğinden çekildiğini Meclis Başkanlığına bildirmesini telefonla rica ettim. Bu düşüncesini daha önce Milli Savunma Bakanına bildirdiğini aslında öğrendiğim Paşa, ricamı hemen yerine getirdi. Milletvekili olan komutanlara da şu şifre teli çektim:
Şifre tel, makine başındadır.
30.10.1924
Üçüncü Ordu Müfettişi Cevat Paşa Hazretlerine;
Birinci Kolordu Komutanı İzzettin Paşa Hazretlerine;
İkinci Kolordu Komutanı Ali Hikmet Paşa Hazretlerine;
Üçüncü Kolordu Komutanı Şükrü Naili Paşa Hazretlerine;
Beşinci Kolordu Komutanı Fahrettin Paşa Hazretlerine;
Yedinci Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Paşa Hazretlerine;
1- Bana olan güven ve sevginize dayanarak, gördüğüm önemli gerekseme üzerine hemen milletvekilliğinden çekilmenizi, telle Meclis Başkanlığına bildirmenizi öneririm. Gerekçe olarak, önemli olan askerlik görevine kayıtsız, koşulsuz bütün varlığınızla bağlanmak istediğinizi belirtmeniz yerinde olur.
2- Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa Hazretleri de, görülen gereksemeye dayanarak, önerim üzerine çekilme yazısını vermiştir.
3- Üçüncü Ordu Müfettişi Cevat, Birinci Kolordu Komutanı İzzettin, İkinci Kolordu Komutanı Ali Hikmet, Üçüncü Kolordu Komutanı Şükrü Naili, Beşinci Kolordu Komutanı Fahrettin, Yedinci Kolordu Komutanı Cafer Tayyar paşalara yazılmıştır.
4- Makine başında, durumu bildirmenizi bekliyorum.
Cumhurbaşkanı Gazi M. Kemal
Baylar, 30/31 Ekim sabahına değin, Birinci Kolordu Komutanı İzzettin Paşa’dan, İzmir’den; İkinci Kolordu Komutanı Ali Hikmet Paşa’dan, Balıkesir’den; Üçüncü Kolordu Komutanı Şükrü Naili Paşa’dan, Pangaltı’dan; Beşinci Kolordu Komutanı Fahrettin Paşa’dan, Adana’dan makine başında aldığım yanıtlarda, önerimin olduğu gibi ve hemen uygulandığı bildirildi.
Baylar, bu seçkin komutanların bu nedenle de, bana karşı gösterdikleri büyük inan ve güvene burada teşekkür etmeyi bir ödev sayarım.
Üçüncü Ordu Müfettişi ile Yedinci Kolordu Komutanının Diyarbakır’dan verdikleri yanıtlar şunlardı:
Müfettiş Paşa’nın verdiği yanıt:
Diyarbakır, 30.10.1924 Ankara’da
Cumhurbaşkanı Gazi Paşa Hazretlerine;
Yüksek kişiliğinize karşı olan güvenime ve sevgime inanmanızı saygı ile dilerim. Ancak, böyle bir yurt görevinden ivedilikle çekilerek ulusa ve seçim bölgeme karşı sorumlu ve kınanacak duruma düşmemekliğim için çekilmemi gerektiren nedenlerin açıklanmasına yüce buyruklarınızı saygıyla rica ederim.
Üçüncü Ordu Müfettişi Cevat
Kolordu Komutanının verdiği yanıt:
Diyarbakır, 30.10.1924
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine;
1. Siz yüce Cumhurbaşkanına karşı beslediğim saygı ve sevgiye güvenilmesini rica ederim.
2. Bu dakikada, seçim bölgemle hiç görüşmeden, yüksek önerinizi kabul etmekliğim, beni ulus gözünde sorumlu duruma düşürebilir.
3. Yurdun ve ulusun çıkarları, milletvekilliğinden hemen çekilmemi gerektiriyorsa, kesin karar verebilmekliğim için durum üzerinde aydınlatılmamı saygı ile dilerim efendim.
Yedinci Kolordu Komutanı Cafer Tayyar
Her iki telyazısında, bana karşı olan sevgi ve güven üzerine inanca verildikten sonra, seçim bölgeleri halkına karşı olan durumlarından söz edilmekte ve önerimin nedeni sorulmaktadır.
Verdiğim yanıtı olduğu gibi bilginize sunayım:
Makine başında, Şifre:
31.10.1924
Üçüncü Ordu Müfettişi Cevat Paşa Hazretlerine;
Yedinci Kolordu Komutanı Cafer Tayyar Paşa Hazretlerine;
Komutanların milletvekili de olmalarının, orduda ve komuta işlerinde beklenilen düzenbağı ile bağdaşamadığı kanısına varılmıştır. Birinci ve İkinci Ordu Müfettişlerinin görevlerinden çekilip Meclise dönerek orduları, elverişsiz bir zamanda başsız bırakmış olmaları bu görüşü pekiştirir. Seçim bölgeniz halkı, ordu düzenbağının esenliği için vereceğiniz karardan kuşkusuz kıvanç duyar. Daha önce yazıldığı üzere kararınızın bildirilmesini rica ederim.
Cumhurbaşkanı Gazi M. Kemal
Bu telime Cevat Paşa’nın verdiği yanıt şudur:
Makine başında Diyarbakır, 31.10.1924
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine;
Komuta işlerinde beklenilen düzenbağı ile bağdaşamayacağı için komutanların milletvekili olmamaları yolundaki yüksek görüşlerine bütün gönlümle katılır ve seçim sırasında bu görevden bağışlanmamı yüksek kişiliğinizden dilemekliğimin de bu inançtan ileri geldiğini bildiririm. Ancak, bugün yüce katınızdan verilen bir buyrukla milletvekilliğinden çekilmenin, sizlerin de kestirebileceğiniz üzere, ulusça ve seçim bölgemce iyi görülmeyeceğine inanıyorum. Bu inançla, hiç de elverişli görmediğim şu önemli zamanda ordudan ayrılmak zorunda kalacağımı düşünerek üzüntü duyduğumu bilgilerinize sunarım.
Üçüncü Ordu Müfettişi Cevat
Cevat Paşa, Ankara’ya geldikten sonra durumu anlamış ve önerimin uygulanması gerektiğine inanarak, hemen milletvekilliğinden çekilmiştir. Kurulmak istenilen düzenlerle Paşa’nın hiçbir ilişkisi olmadığı bizce de anlaşılmıştır. Gerçi Kâzım Karabekir Paşa, müfettişlikten çekildiğini filan gün ve filan saatta gibi açıklamalarla birçok komutanlara ve bu arada Cevat Paşa’ya da bildirmiş ise de, bu bildiriş, Diyarbakır’da bulunduğu sırada, önerimin gerçek nedenini anlamakta Paşa’yı duraksatmaktan başka bir etki yapmamıştır.
Cafer Tayyar Paşa’nın verdiği yanıt da şudur:
Makine başında Diyarbakır, 31.10,1924
Ankara’da Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine;
Milletvekilliği ve komutanlık sanlarından birinin bizden alınması gerekiyorsa ulusal görevlerin en önemlisi saydığım yasama görevini yeğlemekte olduğumu saygılarımla bilginize sunarım efendim.
Yedinci Kolordu Komutanı Tuğgeneral Cafer Tayyar
***
KOMPLO DÜZENLEYENLERİN MECLİS’E VE KAMUOYUNA KARŞI ORDU İLE YAPMAK İSTEDİKLERİ BLÖF ORTAYA ÇIKARILDI
Baylar; milletvekili olan Genelkurmay Başkanı ve komutanlar, orduda siyasayla uğraşan kimselerin bulunmasındaki sakıncayı anlayıp bu yoldaki önerimi iyi karşıladıktan ve bana karşı güvenlerini eylemli olarak gösterdikten sonra, Cevat ve Cafer Tayyar paşaların müfettişlik ve komutanlıkta kalmaları uygun görülemezdi. Bunun için, hemen askerlik görevlerine son verildi. Yerlerine gerekenler atandı ve durum Milli Savunma Bakanlığınca bütün orduya bildirildi.
Kâzım Karabekir ve Ali Fuat paşalara Milli Savunma Bakanlığınca bir buyruk verilerek yerlerine atanan kişilere askeri görevlerini, yöntemine göre devir ve teslim edip sonucunu bildirdikten sonra, Meclise girebilecekleri ve yasama görevlerine başlayabilecekleri bildirildi. Bu durum, Başbakanlıkça Meclis Başkanlığına da resmi olarak bildirildi.
Meclise girmiş olan Kâzım Karabekir ve Fuat Paşalar Meclisten çıkarıldı. Fuat Paşa, askerlik görevini sona erdirmek üzere yeniden Konya’ya gitti. Kâzım Karabekir Paşa, yerine atanan Sarıkamış’tan gelecek olan komutanın göreve başlayışına değin Meclis dışında kalmak zorunda bırakıldı. Milletvekilliğinde kalmak isteyen iki komutanın ordu ile ilgisi kesildi. Böylece, komplo kuranların Meclise ve kamuoyuna karşı ordu ile yapmak istedikleri blöf ortaya çıkarıldı.
Baylar, 1 Kasım 1924 günü Meclisin ikinci toplantı yılı olması dolayısıyla oturumu ben açtım. Yöntem gereğince söylevimi verdim. Ben, başkanlık kürsüsünden ayrıldıktan sonra, Fevzi, Fahrettin, İzzettin, Ali Hikmet, Şükrü Naili paşaların (milletvekilliğinden) çekilme yazıları ve Başbakan (İsmet) Paşa’nın ordudaki komuta değişikliği ile ilgili 31.10.1924 günlü yazısı sıra ile okundu. Meclis, 5 Kasım günü toplanacağı bildirilerek oturuma son verildi.
Baylar, Kâzım Karabekir Paşa, 1 Kasım 1924 günlü bir yazı ile Meclis Başkanlığına başvurarak, Milli Savunma Bakanlığının kendisinin Meclise katılmasını yasakladığından yakındı. 5 Kasım günü Mecliste okunan bu yazıda, Kâzım Karabekir Paşa diyordu ki:
“Çekilme yazısını verişimden beş gün sonra [30.10.1924 cuma günü geceleyin] Milli Savunma Bakanının, atanan komutanın Sarıkamış’tan gelişine değin beni Meclise katılmaktan alıkoymak isteyen bir yazısını aldım.” Yazı şu cümle ile sona eriyordu: “Bununla birlikte bu konuda yetkili olan Yüksek Meclisin kararını beklediğimi saygı ile bildiririm.”
Kâzım Karabekir Paşa, o gün Milli Savunma Bakanlığına da yazdığı bir yazıda: “Görevi devir ve teslim gibi bir nedensi ile belirsiz bir süre yasama görevime başlamamaklığım bildiriliyor.” “Çekildiğim gün, yerime atanan komutanı beklemek, söz konusu edilmemişti.” “Beş gün sonra, bilmem niçin böyle bir nedensi ortaya çıkarıldı? Meclise katıldıktan sonra, geçici de olsa, yeniden bir görevi kabul etmek, hem kendi isteğime hem de Büyük Millet Meclisinin kararına bağlı olduğundan durumu Meclis Başkanlığına yazdığımı bilginize sunarım…” diyordu.
Baylar, “ordumuzun yükselmesi ve güçlendirilmesi için” tasarılar sunduğundan söz eden ve onlar dikkate alınmadığı için “üzüntüm ve umut kırıklığım çok büyüktür” diyen eski Müfettiş Paşa, ülkenin üçte birine yaygın koskoca bir orduyu, keyfinin istediği anda, beş satırlık bir yazı ile başsız bırakmanın ne denli hafif ve ordunun yükseltilip güçlendirilmesi bakımından temel olan düzenbağını ne kertede bozucu bir davranış olduğunu kavramış görünmüyor. Dikkate alınmadığını savladığı rapor ve tasarılarıyla yapamadığı işi; devletin bir ültimatom aldığı ve bundan dolayı olağanüstü toplantıya çağırdığı Mecliste yapmaya kalkıştığını ileri süren Müfettiş Paşa, kendisi gibi davranan arkadaşlarıyla birlikte, pek elverişsiz bir zamanda, orduya ne kötü bir kargaşa örneği gösterdiğini anlamak istemiyor.
Ordumuzun yükselmesi için ileri sürdüğü düşünce ve görüşlerinin ilgi görmemesine gücenen kişi, askerlik görevini devir ve teslim etmenin yasal bir görev olduğunu; ordu yönetiminin ve düzenbağının esenliği için bunu yapmak zorunda olduğunu bilmez gibi görünüyor…
Üzerindeki askerlik görevinin sona erdiğini Meclise resmi olarak bildirecek katın, ona bu görevi veren makam olması gerektiğini dikkate almıyor.
Baylar, Kâzım Karabekir Paşa’nın Meclis Başkanlığına sunduğu yazıdan sonra Başbakanın bir yazısı ile iki eki de okundu.
Başbakan Paşa, Karabekir Paşa’nın Milli Savunma Bakanlığına yaptığı başvuruyu ve Bakanlığın buna verdiği yanıtı, olduğu gibi Meclise sunuyordu
Milli Savunma Bakanı, Kâzım Karabekir Paşa’nın ileri sürdüğü düşünce ve savların doğru olmadığını açıkladıktan sonra ona: “Ordu Müfettişliği ile ilgili görevleri ve gizli belgeleri”, yerine atanan komutana kendisinin teslim etmesi ve sonucunu bildirmesi buyruğunu yineliyordu.
Acaba bu son uyarmadan sonra, eski Müfettiş Paşa anlamış mıdır ki, yurdun savunması için ordusuyla ilgili önemli görev ve gizli belgeleri, devlet onun kendisine güvenip teslim etmiştir. Onları, devlete karşı sorumlu olacak ardılı gösterilmeden, kendiliğinden, istediğine bırakıp teslim etmesi büyük bir suçtur; ağır yasal işlemlerin uygulanmasını gerektirir. Bunları anlamış mıdır?
KAZIM KARABEKİR PAŞA’YI BİRAN ÖNCE MECLİS’E SOKMAKTA ACELE EDENLER YAPTIĞIMIZ İŞLEMİ BOZMAYA ÇALIŞIYORLARDI
Baylar, Kâzım Karabekir Paşa’nın Meclise bir an önce katılması için ivedilik gösterenler, yaptığımız işlemi bozmaya çalışmaktan geri kalmadılar. Feridun Fikri Bey (Tunceli Milletvekili), ilk olarak ortaya atıldı. Vehbi Bey (Balıkesir Milletvekili): “Meclise katılan bir arkadaşı, bir üyeyi görüşmelere katılmaktan herhangi bir kuvvet alıkoyabilir mi? Böyle şey olur mu?” diye seslenmeye ve paylamaya başladı.
Sayın milletvekili, ülküdaşını bir an önce Mecliste çalışmaya başlatabilme çabasıyla yasa gücünü, onun ezici gücünü ve o gücü ve erki kullanmak için yüce Meclisin ve ulusun güven ve inancını kazanmış kişilerin dayanç ve kararlarında ne denli kesin olduklarını unutmuş gibi görünüyordu.
İsmet Paşa’nın konuşması, bu yaygaraları susturdu. Bu konu üzerindeki görüşme kapandı. Paşalara verilen buyruklar, eksiksiz uygulatıldı.
Atatürk’ün Tarihe ve Geleceğe Işık Tutan Ölümsüz Eseri NUTUK Atatürkçü Medya’da
















